Butik bir yayıneviyiz; kargoyu birlikte karşılayabilmemiz ve kitapları daha uygun fiyata ulaştırabilmemiz için minimum sipariş 3 kitaptır. Anlayışınız için teşekkürler.Minimum sipariş tutarı 3 kitaptır.
Ana sayfa / Kitaplar / Fragma / Tadımlık

Tadımlık · ilk sayfalar

Fragma

Mojca Kumerdej

Triglav Dağı’nda Vaftiz’de Konunun Sarsıcılığı Mojca Kumerdej ilk çıkışını, Krst nad Triglavm (Triglav Dağı’nda Vaftiz, 2001) adlı, anlaşılması zor türden kısa bir romanla yaptı. Eser, France Prešeren’in ulusal öneme sahip uzun şiiri Krst pri Savici’ye (Savica’da Vaftiz, 1836) metinlerarası bir referans olarak şekillenmişti. Bu sarsıcı metin; üst anlatılara olan inancı, özellikle tanrısal anlatıcıya karşı hissedilen ironik mesafesi yoluyla, bir üstkur maca şeklinde baltalar. İronik, alegorik ve belirgin felsefi unsurlarla dolu metinde, tek bir gerçekliğin varlığından duyulan şiddetli şüphe anlatılır. Ana karakter Janko Pret* Yönetmenliğini Dragan Živadinov’un; metin yazarlığını Dragan Živadinov, Lotos Vincenc Šparovec ve Mojca Kumerdej’in yaptığı eser. nar, uzun süre boyunca ortadan kaybolmasının (nedeni hiçbir zaman açıklanamayan, ancak Dünya dışı varlıklarla karşılaşmasına atfedilen) ardından Bohinj Gölü kıyısındaki günlük yaşamına geri döner. Fakat konuşması şiirsel bir biçim almıştır. Ayetlerinkine benzeyen bu ölçülü form, medeniyetimizi aşan vizyonların yanı sıra varoluşsal meselelere ilişkin derin kavrayışları da ifade eder. Öznenin; önceki çözümlenebilir kişiliğiyle tamamen ayrışması olan bu özellik, (Lacancı terimlerle) söylemdeki değişen yapı nın, bilinçdışıyla temasını pekâlâ ortaya koyuyor olabilir. Lacan, ifade eden özneyi belirtir; ancak öznenin kendisini ifade etmez. Bu durumun sebebi, ifade eden özneye ait hiçbir belirleyicinin olmayabileceği gerçeğidir. Üstelik birinci tekil şahıstan farklı belirleyiciler olduğundan ve yalnızca “birinci tekil şahıs vakaları” şeklinde adlandırı lanların yetersizliğinden bahsetmeye bile gerek yoktur. Belirleyiciler, çoğul eklerinde ve hatta oto-telkinin Ben’inde [Soi] bile yer alabilir. Bu anlamlandırma zincirindeki kesinti, öznenin yapısını, “gerçekte süreksizlik” olarak doğrular (Lacan 2006: 677-678). Hermetik söylemlere ve ilkelerine sıkı sıkıya bağlılığı nedeniyle kahraman, çeşit li karakterler tarafından baskıya maruz kalır. Bu karak terler, önemli sosyal varlıkları temsil ederler. Ayrıca dini fanatiklik, homofobiklik, cinsiyetçilik ve saldırganlık gibi özellikleri nedeniyle, aynı zamanda ahlaklarından da şüphe edilebilecek kişilerdir. Rahip Vinko Ogrizek din adına, polis müfettişi ve kriminolog Ernest Gorjanc polis adına ve Dr. Marjan Kukec de psikiyatri adına hareket eder. Kurumsal şiddet dalgası, otoriter davranışları dayanılmaz derecede aşağılayıcı bir hâl alan Janko’nun karısı Malči tarafından da sürdürülür. Janko’nun açıklanamayan şe kilde ortadan kaybolması ve değişen algısıyla ani dönüşü; kahramanın mahrem alanını, kendi üslubuyla alt üst eden köy halkına açmış olur. Eserde kahramandan yana olan taraflarsa, Dünya dışı medeniyetlerle ilgili alternatif teo rileri dikkate alan bir psikiyatri doktoru ve “ruhi olarak kırılgan” biri olan Lili, müfettiş yardımcısı Mirko ve yine Dünya dışı medeniyetlerin varlığına inanan köyün delisi Daft Franček’tir.

Eserin Slovenya’nın bağımsızlığını ilan edişinden on yıl sonra yayımlanması, muhtemelen yazarın bilinçli tercihiydi. Bu tercih, Slovenler için son derece önemli siyasi eylemler olan iki dönüm noktasının bir araya getirilmesi olarak algılanabilir. Yazar eserdeki ilk söyleminde Hıristiyanlığın, pagan inançlar (ya da Slav mitolojisine olan inanışlar) üzerindeki zaferine atıfta bulunur. Ana metin Krst pri Savici, ufuk açıcı bu tarihsel dönemi hem özel (Bogomila ve Črtomir’in aşkı) hem de kamusal alanda (her iki kahramanın da Hıristiyanlığı kabul ettiği ve âşıkları bu dünyada ayırıp birliklerinden doğacak mutluluğu ölümden sonraki hayata ertelediği bir kurguyla) tematikleştirir. İkinci söylemiyse büyük olasılıkla, onuncu yıldönümünde vatandaşların beklentilerini karşılamada başarısız, bağımsız bir devletin kurulmuş olmasıyla ilgilidir. Yani ana karakter Janko’nun, şiirsel diliyle metinlerarası içerikteki özneyi yıkarken dediği gibi: Slovenya’nın sembolü olan, yumurtadan çıkmış bağımsız yeni yavrular büyür ve demokratik yemleri gagalamaya başlar; ancak tavuklar hukuki bilimlerden bihaberdir: Slovenya’nın kasabaları, kanları toksinler ve zehirli maddelerle kalınlaşmış zorbalar tarafından çılgınca istila edilir (Kumer dej 2001: 65).

Diğer olasılıklara ek olarak metin, olan biten her şeyi bir komplo teorisi tarzında yorumlamaya davet ediyor. Yeni fikirlere açık olan Lili’nin sonunda üzerinde düşündüğü şey bu. Örneğin Musa’ya verilen On Emir’in ve eski Yahudi Ahit Yayı’nın, Yahudilerin eline kazara geçmiş olabilecek bir bilgisayar yazılımı olduğu fikrine kapılıyor (ibid.: 101).

Dragan Živadinov’un, Gledališče sester Scipion Nasice (GSSN) ve Neue Slowenische Kunst (Irwin, Laibach)’taki bazı gruplar tarafından 6 Şubat 1986’da sahnelenen Krst pod Triglavom performansıyla daha ileri bir ilişkisi olabilir. Bu perfor manslar, Slovenya tiyatrosu üzerinde derin bir iz bırakıp yurtdışında da yankı buldu. 25. yıldönümünde Živadinov, soyutlamayı başarmak, yani tiyatroyu Marcel Duchamp tarzı mimesisten daha ileriye taşımak için mücadele ettiğini vurguladı (Krečič 2011). Felsefi olarak bu, Mojca Ku merdej’in çalışmasında kahramanın veya öznenin yıkı mıyla yakından ilgilidir; ancak onun versiyonunda vaftiz, Triglav Dağı üzerinde gerçekleşir. Bu durum, Dünya dışı varlıklarla karşılaşmanın da bir vaftiz olduğunu ima eder. Bu nedenle metin, çeşitli açılardan son derece günceldir: Siyaset, önemli tarihsel gerçeklerin dönüşümü, kamusal alanın ve özel hayatın yakınlaşması ve öznenin, kutsal şeylere saygısızlık alışkanlığından sıyrılıp bir aşkınlık arayışına* kaçma arzusu.

Kronosova Žetev** Romanının Güncel ve Apokaliptik Nitelikleri Kumerdej’in ikinci (uzun) romanı Kronosova Žetev’de (2016; Kronos’un Hasadı, 2017) başlık bile tek başına iki önemli kavramı ifade eder. Biri, Yunan zaman tanrısı Chronos’un adı ve diğeri de bir İncil pasajından “hasat” kavramıdır (Vahiy Kitabından (Apocalypse) ‘Dünyanın Hasadı’). Bu başlık, farklı düşünsel söylemler arasında anlamsal bağlantı* Analiz edilen metinde, Tanrı inancının yerine diğer medeniyetlere olan inancı koyabilecek olan “üçüncü türden yakın karşılaşmalar” konur. Bu değişiklik, öznenin suçluluk duygusunu ortadan kaldırarak onu özgürleştirir (Kumerdej 2001: 81). ** Kronosova Žetev romanı 2017’de Kresnik Ödülü’ne (bir önceki yılın en iyi romanı olarak) ve Eleştirel Elek Ödülü’ne (Slovenya Edebiyat Eleştirmenleri Derneği tarafından bir önceki yılın en iyi kitabı olarak) ve yanı sıra Prešeren Vakfı Ödülü’ne aday gösterildi. lar kurar, yani Yunan mitolojisi ve Hıristiyanlık arasında. Yazarın duruşu, ideoloji adına masum kurbanları yok eden siyasi din aygıtının eleştirel bir tefekkürüne kayar. Karakteristik bir çokseslilik içeren bu çok katmanlı tarihi roman, Protestan Landstände ile Katolikler arasındaki üstünlük mücadelesini ve 16. yüzyılın sonlarında Sloven etnik bölgesinin de kalbi olan, Habsburg Monarşisi’nin zirveye ulaştığı İç Avusturya topraklarındaki olayları fel sefi olarak ele alır. Eser; edebi olarak kaliteli bir kurguyla ustaca mayalanmış bir yığın edebiyat dışı arşiv kaynağından (Piskopos Thomas Chrön’ün bir raporu dahil) şekillendirilmiş, olağanüstü kapsamlı çalışmalara dayanır. Ayrıntılara sakladığı özel duygularla yazar, Luthercilere karşı istilacı Katoliklerin politikasını betimler ve geçmişin kendini tekrar eden modelini açığa çıkarmak için geleceğe üstkurmaca zaman sıçramaları ekler. Gelecek, görünüşte eşzamanlı eylemlerin geçmişin içinden süzülmesiyle ortaya çıkar. Roman, geçmişten ve günümüzden ideoloji, siyaset ve ekonomi arasındaki empatik bağların getirdiği sonuçların neredeyse apokaliptik bir tasviriyle, geçmişi ve bugünü çeşitli yollardan birbirine bağlar. Ortaçağdaki yekpare inzivanın özgür irade ve buna eşlik eden polifoni tarafından istila edildiği fırtınalı ve çığır açan 16. yüzyıl dönemi, eserde kritik bir mesafeyle tasvir edilir. Çok sayıda karakterin perspektifi, tartışması, içgörüsü, görüşü ve eyleminin özenle düzenlenmiş çoksesliliği ile roman, zamanımızın da ince bir eleştirisidir. Varoluşsal sorularla, din ve iktidarla ilgili en belirgin karakterlerin sahip olduğu farklı görüşlere vurgular vardır; din adamlarının temsilcisi olarak Piskopos Prens Wolfgang, Kont Friedrich ve yazıcı Nikolai. Romanda üst sınıf temsilcilerinin aksine, kendi hâlinde bir çoban veya zeki bir kız istisnası dışında, halktan farklı seslere pek yer yoktur. Yazar, soykırımları, kitap ve cadı yakmak gibi şiddet eylemlerini, kendi adına oluyormuş gibi sunar ve böylece başlatanların sorumluluğunu gizleyerek halkın kolektif öznesi olduğu bir yeniliği tanıtır. Öte yandan kitap, klasik antikçağın yeniden canlanması, bilimsel keşiflerin, yeni coğrafi alanların, canlı felsefi ve teolojik tartışmaların ve Yahudi golemleri gibi mitolojik yaratıkların tanıtılmasıyla, renkli bir Rönesans manevi ve tarihi iklimini de okuyucuya sunar. Bazı bölümlerde bunlar, özellikle Bakhtin’ci anlamda dünyanın ve karnaval kültürünün sözde bilinirliği bağlamında, tehditkâr bir kadın figürü biçimini bile alabilir.

Katoliklerdeki inancın, sosyal sınıfın yükselmesiyle birlikte zayıflaması durumu, metinlerde hem eleştirel ironi hem de iğneleyici ve sözünü esirgemeyen bir mizah anlayışı yoluyla anlatılır. Örneğin olumsuz ve tuhaf bir karakter olarak tasvir edilen Piskopos Prens Wolfgang, mesleğinden ötürü ömrünün Tanrı’nın adını zikretmekle geçtiğini, ancak yaşlandıkça O’na giderek daha az inandığını itiraf eder (Kumerdej 2017: 359). Bu karakter, hıristiyan tasavvurunda bir kilise ileri geleninden ziyade zalimlik, canilik, pedofili vb. eylemleri gerçekleştirmekte bir behis görmeyen şeytani duygu eksikliği ve zinaya düşkünlüğüyle, aslında bir deccal olmaya uygun kötü bir enkarnedir. Ölüm döşeğindeki monoloğunda belirttiği gibi: “Sonuçta, ne yaparsam yapayım asla cezalandırılmadım ve bu arada masum insanların acı çekmesini izledim ve kimse onları duymadı —ne Tanrı, ne başka bir tanrı, ne de insanlar. Tanrı, tanışmak isteyeceğim biri değil.” (ibid.: 359) Yazarın ironik bakışından kaynaklanan eleştirel yaklaşımı, Kont Friedrich’in kızı Agnes Hypatia karakterinde, Slovenya topraklarındaki reform karşıtlığı sırasında egemen olan ataerkil güçlere karşı gelen biri olarak hayat bulur. Anlatıcının yorumuna göre, annesi tarafından çok özgür yetiştirilmesinin kaçınılmaz sonucu olarak kız, gençliğinin baharında ölür. Anne, kızının yalnızca bir kadına yakışan şeylerle meşgul olmasını sağlayamamakla kalmamış, ona aslında ancak bir erkeğin eylemleri olabilecek çok düşünme ve kitap okuma gibi alışkanlıklar edindirerek kadın beynine aşırı yük bindirmiştir (ibid.: 85). Roman genel hatları itibarıyla, ataerkil söylem bağlamında çoğunlukla cadı mahkemelerinin kurbanları olan bazı kadınların, geçmişte tarihsel olarak bastırılmış ancak önemini hiç yitirmemiş rollerini defalarca vurgular. Kurbanlara sempati uyandırarak cadı mahkemesi adı altındaki kıyamet boyutlarında sayısız soykırımın, cinayetin, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın ve homofobinin arka planında, iktidarların siyasi ve ekonomik üstünlüğüyle ittifak hâlindeki dini ideolojinin güdümlü çıkarları olduğunu, eleştirel bir mesafeden anlatır. Konular aslında ne kadar da güncel!

Mojca Kumerdej’in Kısa Kurgusunda Deliliğin ve Acının İç İçeliği Yazarın ilk kısa kurgu derlemesi olan Fragma (2003), yazılarındaki tüm yoğunluğu ve özel ve samimi ilişkilerin yanı sıra sosyal eleştiri, öznelerin zayıflıkları, çevirdiği entrikaları, takıntıları, bencillikleri ve saldırganlıkları gibi birden fazla durumu ifade etme yeteneğini ortaya koymuştur. Bütün bunlar, zeki ve alaycı bir mizahla ve aynı zamanda, insan ya da hayvan olsun, deneğin acısıyla empati kurulabilecek duygularla tasvir edilmiştir. Bu derlemede; Pod Gladino (Suyun Üzerinde) *, Maščevalec (İntikam), Angel Varuh (Koruycu Melek) ve Mernik sreče (Mutluluk Kıstası) anlatılarında ele alınan bireysel şiddet, yozlaşmış ilişkilerin toksik sahiplenme vakalarına dönüşmesi şeklinde anlatılır. Bireysel şiddetin başka bir türüy* Bu derlemedeki Pod Gladino (Suyun Üzerinde) hikâyesi; 2006 yılında, Vilenica Uluslararası Edebiyat Festivali’nde Kristal Vilenica Ödülü’nü aldı.