Tadımlık · ilk sayfalar
Deniz, şimdi!
Eva Meijer · çeviren Damla Atamer
İnsanların olup biteni anlamaları biraz zaman aldı. İlk gün pek bir şey olmamış gibiydi; bazı günlerde deniz, diğer günlerden daha fazla yaklaşırdı sahile ama setler yeterince yüksek ve genişti. Sahilde yürüyüş yapan birkaç kişi bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Ama neydi? Eve vardıklarında da olanları çoktan unuttular.
İkinci gün, yükselen gelgit çizgisi kıyı kesimlerdeki kum te pelerine yaklaştı. Sahil beldelerinin belediye başkanlarından birkaçı Rijkswaterstaat’tan* uzman çağırdı: İkişer ikişer ge len iş çantalı adamlar gerekli ölçümleri yapıp gittiler. Önce ölçümlerin analiz edilmesi gerektiğinden, meseleyle ilgili hiçbir şey söyleyemediler. Bu sırada, ikinci günün öğleden sonrasında, insanlar bu nadir doğa olayı hakkında konuşmaya başlamışlardı bile; ve evet, buna öyle diyorlardı, nadir bir doğa olayı. Scheveningen’de, bir restoran sahibi bir fotoğraf çekip internette yayınladı, Domburg’daki bir metal dedek törü araştırmacısı da aynı şeyi yaptı. Daha önce de böylesine yüksek gelgitler oluyor muydu? Yoksa bu seferki hani şu hep uyardıkları su seviyesi artışından mı kaynaklıydı? Hikâyede, denizin hareketinin nedenlerinden bahsetmek için henüz erken ama bu noktada küçük bir açıklama yerinde olacaktır. Kumsaldan bakanlara uçsuz bucaksız görünür * Rijkswaterstaat: Hollanda Altyapı ve Su Yönetimi Bakanlığı’na bağlı su yönetimi bürosu. -çn.
deniz. Aslında bir ufuk vardır ama biz hareket ettiğimizde o da değişir ve gösterdiği yalnızca optik bir sınırdır. Deniz canlı değildir ama ölü de sayılmaz; denizi ne kadar yakından tanırsa tanısın, çoğu insanın tasavvur edemediği bir durumdur bu. Deniz de insanlar gibi sudan oluşur ama derisi yoktur. Rengi ve şekli çevre koşullarına bağlıdır: güneşe, bulutlara, rüzgâra. İnsanlar da havaya ve tabiata göre şekillenir ama çevrelerinde olan bitenlere göre pek değişmezler, özellikle de bu kitabın merkezinde bulunan Hollandalılar hiç değişmezler.
Deniz düşünmez ve hissetmez; en azından insanların fizyolojileri ve hayal güçleriyle sınırlanan düşünce ve duygularıyla anlayabilecekleri şekilde yapmaz bunu. Bir şair duygunun çoksesli oluşuna ve değişken doğasına, bir filozof insan varoluşunun maddeselliğini tanımanın önemine dikkat çekebilir, ne var ki bu, onları denize yaklaştırmaz. Fakat dediğim gibi, deniz konusunda ayrıntılı bilgiyi daha sonra vereceğim. Üçüncü gün, günün ilk ışıkları geceyi geride bıraktığında, denizin bir kilometre kadar daha içeri girdiği görüldü. Bazı yerlerde bisiklet yolları ve birkaç anayol sular altında kalmıştı. Üstelik rüzgâr da süratlenmiş ve hava, yirmi birinci yüzyılın ikinci on yılının şubat ayı için fazla soğumuştu; o gün ve onu takip eden günlerde sıcaklık sıfırın altında kaldı. Dalgalar hafif karla kaplı kum tepelerini yıkıp ahşap çitleri de yanlarına alarak, unutulmuş veya çalınmış bir bisikleti, direkleri, du varları ve kayaları suyun içinde oraya buraya sürüklüyordu. Hatta sürünerek ilerleyen deniz suyu arada dik duvarlara bile tırmanıyordu.
Rijkswaterstaat o sabah saat dokuz buçukta, tüm kıyı illerine sorunu haritalandırmaları için memurlarını gönderdi. Aynı saatlerde, sürüklenme tehlikesi altındaki bir balık tezgâhı, biraz suya girerek bisiklet sürdükten sonra akıntıdan dolayı geri dönemediğinden bir bankın üzerine çıkan ve neyse ki yanında telefonu olan yaşlıca bir adam, ayrıca artık sularla çevrili olan bir kum tepeciğinin üzerine sığınan bir grup Kuzey İskoçyalı için itfaiye çağrıldı. Bu arada sahile akın eden vatandaşlar, çektikleri fotoğrafları Facebook, Twitter ve Instagram üzerinden dünyayla paylaştı. #yükselensu, #canavarsel, #denizinyükselmesi, #iklimdeği şikliği, #iklim, #KNMI *, #sahtehaber, #hükümet, #solculobi, #ha?. İlk gazeteciler gönderildi. Dışarısı soğuk, bu yüzden kalın bir mont giyin.
Saat onda Lahey Belediye Başkanı, her zamanki gibi bir VVD **üyesi olarak, Altyapı ve Su Yönetimi Bakanlığı’nı aradı. Bakanla görüşebilir miyim?
Konu neydi?
Deniz.
Ne olmuş denize?
Artık geri çekilmiyor.
Bu daha çok bilimi ilgilendiren bir şey değil mi? Kısa süre içinde şehir sular altında kalacak. Ah, beyefendi, o kadar kötü bir şey olmaz. Kesin olmayanı kesinmiş gibi ele almalıyız. Sizin için konuyu ileteceğim.
The Beatles’ın vokalsiz bir şarkısı. Eskiden buna asansör müziği derlerdi. Belediye başkanı telefonu masasının üzerine koyduktan sonra ayağa kalkıp pencereden dışarı baktı. Meydandaki insanlar paltolarına sarınmış halde hızlı hızlı yürüyorlardı ve omuzları kambur durduğundan olsa gerek güvercinleri andırıyorlardı. Düşünsene, dedi yüksek sesle. Burası bir gün sular altında kalacak. Bir zamanlar Hollan* KNMI: Hollanda Krallığı Meteoroloji Enstitüsü -çn. ** VVD: Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi -çn. da’nın insanların sandığı kadar güvenli olmadığını anlatan bir belgesel izlemişti.
Bakan hattın diğer ucuna durumu bildirdi. Belediye başkanı ile bakan birbirlerini iyi tanıyorlardı ve birbirlerine isimleriyle hitap ediyorlardı.
Jan, bir sorunumuz var.
Bizimkiler bu konuda çalışıyor. Hollanda’nın her yerinde durum aynı. Az önce Belçikalı mevkidaşıma ulaştım, henüz onlarda bir sorun yokmuş ama varsa henüz fark etmemiş de olabilirler. Bilim insanları bunun nadir görülen bir taşma olduğunu düşünüyor. Ama tabii ki deniz tekrar kendiliğinden geri çekilecektir. Yapılması gereken beklemek gibi görünüyor, sakin kalmak.
Belediye başkanı ahizeye başını salladı. Bekleyip göreceğiz. Telefonu kapattıktan sonra tekrar pencereye doğru yürüdü. Meydana ıslak kar taneleri düşüyor, sokak lambaları yanıyordu. Bu sırada hidrologlar, klimatologlar, mühendisler, ekologlar, teknoloji uzmanları, deniz biyologları ve diğer deniz uzmanları ya kendiliğinden ya da bakanın talebi üzerine yola çıkmışlardı. Su Yönetimi, Okyanus Teknolojisi, Coğrafya, Okyanus Bilimi, Su ve Teknoloji, İklim Uyumu, Su Ekolojisi, Deniz Yaşamı, Su Ürünleri Yetiştiriciliği, Deniz Kaynakları Ekolojisi, Deniz Yönetimi, Su Kalitesi Yönetimi alanlarındaki doktora öğrencileri, stajyerleriyle birlikte trenlere, arabalara, bisikletlere ve motosikletlere binmişler, kumulların arasından yürüyerek sahile ulaşmışlar, fotoğraflar çekmişler, ölçümler yapmışlar ve veri toplamışlardı. Bu, dünyayı daha iyi anlamak için bir fırsattı. Belki de insanların iklim değişikliğinin riskleri konusunda daha bilinçli olmasını sağlayabilirlerdi.
Wageningen Üniversitesi ve Araştırma Merkezi’nden, Wassnenaar’da yaşayan ünlü jeolojik okyanus bilimci Profesör Paula van der Steen, haberi okuyunca olup biteni kendi gözleriyle görmek için bisikletiyle yola koyuldu. Hollanda kıyı şeridi, büyük hava değişiklikleri nedeniyle tarihte birçok kez yer değiştirmişti ama gelgitin çekilmeyi reddettiği hiçbir zamanı anımsamıyordu. Üstelik hava da fena değildi; sadece biraz soğuktu, rüzgâr ise beş şiddetindeydi. Kumullar her zamankinden daha kalabalıktı; çoğunluk dürbün, telefon ve fotoğraf makineleriyle olup biteni görüntülemek isteyen yaşlı adamlardan oluşuyordu.
Plaj, kumullar boyunca uzanan dar bir şeritti. Steen, gelgit hattına doğru yürüdü ve eldivenini çıkarıp havadan daha sıcak olan suya dokundu. Parmağını yaladı. Tuzlu, her zamanki gibi tuzlu.
Saat on birde, ilgili bir gazeteci nos.nl’de Geri Çekilme Nerede Kaldı? başlıklı bir haber yayınladı; sonrasında, o ana kadar durumun o kadar da kötü olmadığını düşünen başka gazeteciler de sahile doğru yola koyuldular. Bir tek ülkenin doğusundan ve Limburg’dan gelenler yoktu. Çünkü bu nadir doğa olayının onların okuyucuları için haber değeri yoktu. Hart van Nederland gazetesi de bölgeye muhabirler gönderdi. NOS, Amsterdam’ın merkezinde gerçekleşen bıçaklı saldırı, bir Rus gazetecinin öldürülmesi, Amerikan başkanının yeni diplomatik değerlendirmeleri ve dev bir mağazanın hayal kırıklığı yaratan rakamlarının ardından, öğle haberlerinin sonunda bu konuya dikkat çekti. Sahilde nadir görülen bir doğa olayı yaşanıyor: Fırtına veya tektonik plakaların hareket etmesi nedeniyle deniz, iç kesimlere doğru normalden çok daha fazla yükseldi. Bilim insanları ve Rijkswaterstaat araştırmalarını sürdürüyor.
Steen bunun yalnızca alışılmadık bir durum olmadığını düşünüyordu. Bu eşsiz bir durumdu. Daha önce hiç gerçekleşmemişti. Eve gelince Altyapı ve Su Yönetimi Bakanlığı’nı arayıp bakanla görüşmek istedi. Dört kez farklı yerlere bağlandıktan sonra sonunda telefonla asistanına ulaştı. Bakan bir görüşmede.
Ama bu önemli.
Bu sabah konuşulması gereken çok önemli konularının olduğunu anlıyorsunuzdur.
Ama literatüre hakimim. Ve böyle bir şey daha önce hiç yaşanmadı.
Literatür.
Mesleki literatür. Bu nadir görülen bir durum değil. Bu tam olarak eşi benzeri olmayan bir durum. Şu anda literatüre ihtiyacımız yok. Ülkenin daha fazla sel altında kalmamasını ve insanların paniğe kapılmamasını sağlamak zorundayız.
Ne olup bittiğini bilmediğiniz takdirde ülkenin daha fazla sel altında kalmasını engelleyemezsiniz. Neler olup bittiği ortada. Deniz yükselip ilerliyor. Müsaade ederseniz, hatta bekleyen yirmi dokuz kişi daha var. O öğleden sonra, Güney Hollanda’nın küçük bir sahil kasa basından gelen vasat ve pek de tanınmayan sağcı bir poli tikacı harekete geçti. İnternette dalgaların sürüklediği bir kadın fotoğrafı bulup, SEL TERÖRÜ. Bu konuda kim bir şeyler yapıyor?????? yazısıyla Twitter’da paylaştı. Mesajı hemen aynı partiden tanınmış bir isim paylaştı. Bir gazeteci hemen fo toğrafın 2004 yılında gerçekleşen büyük Asya tsunamisine ait olduğunu söyledi ama kimse bunu umursamadı. Bunun ardındaki düşünce önemliydi. Belediye başkanının vurdumduymaz tavrı eleştirildi, Altyapı ve Su Yönetimi Bakanı alay konusu oldu; Photoshop’la polis memurları ve diğer hükümet yetkililerinin ayakları suyun içinde, Başbakanın ise şnorkel ve dalış gözlüğüyle vahşi dalgaların üzerindeki pembe şişme bir flamingonun üzerinde fotoğrafları düzenlendi. Lahey’den selamlar.
Gazeteciler Binnenhof’ta hazırdı. Bunlardan biri de Altyapı ve Su Yönetimi Bakanının yakın dostu Fred Vogel’dı. Değerli seyirciler, RTL Haber’den Fred Vogel karşınızda. Siyasetin tam merkezindeyim şu an. Duymuşsunuzdur: Deniz, görünüşe göre yolunu kaybetti. Altyapı ve Su Yönetimi Bakanı ile birlikteyim burada. Bakan: Neler oluyor, Tanrı aşkına? Evet Bay Vogel, bu eşi benzeri görülmemiş, çok nadir görülen bir doğa olayı. Tektonik plakaların kaymasıyla ilgili bir şey, bir tür sualtı depremi. Görünüşe göre nadiren gerçekleşen bir şey. Araştırmacılar birkaç gün içinde yeni bilgiler elde etmeyi umuyorlar ve bu arada bizler de elbette ihtiyacı olan herkesin yardıma ulaşabilmesini sağlayacağız, dolayısıyla (burada bakan doğrudan kameraya hitap ederek) endişelenmeyin, her şey kontrolümüz altında. Bunu duymak güzel. Neyse ki Hollanda’da suyla nasıl başa çıkılacağını biliyoruz. Söz sende, Dinie ve seninle birlikte stüdyoda olan ve bizi son gelişmeler, özellikle de suyun yükselmesine karşı kendimizi nasıl koruyacağımız hakkında bilgilendirecek olan anketör Martien de Bont’ta. Fred teşekkür etmek ve elini sıkmak için Bakana döndü ama Bakan çoktan çiseleyen yağmura doğru yürüyerek gitmişti. Yağmurluğu, bir çadırın bezi gibi dalgalanıyordu etrafında. Almere’de müstakil bir evin çatı katındaki küçük bir odada, Wilg Vermeer bilgisayarının başında oturuyordu. On dört yaşındaydı ve sadece yaşından ötürü, daha ne yapılması gerektiğini ve ne yapılamayacağını düşünmekten mutsuzdu ve deniz hakkında yazıyordu. Denizin ilerlemesi iyi bir şeydi, her şeyi şöyle bir silkeleyecekti, insanlar artık böyle devam edemeyeceğini anlayacaklardı ve artık okula gitmesine gerek kalmayacaktı.
Düşüncelerin koruyucusu olarak deniz: İnsanların kafasına sığmayan bütün düşünceleri artık su yun altında bulacaksınız. Düşünülmüş düşünceler, henüz düşünülmemiş düşünceler, düşünülebilecek düşünceler, bir daha asla düşünülmeyecek düşünceler. Sadık, yıkıcı, tatlı, yok edici, çoktan kaybolmuş düşünceler. Su onları yıkar, kabartır, bir araya getirir. Sahilde deniz kabuklarının sesini duyabilirsiniz.
Willy.
Wilg yüzünü sıvazladı.
Willy!
Evet, anne. Aslında onu büyüten kişiye, yani annesinin büyükannesine sorarsanız, adı Willeke’ydi ama annesi ona Willy diyordu. Yeni okulunda kendini hem kulağa çok daha güzel geldiğinden hem de kız mı yoksa erkek ismi mi olduğu belli olmadığından Wilg olarak tanıtmıştı. Merdivenlere doğru yürüdü.
Yemeğe oturacağız. Masayı hazırlar mısın? Birkaç sözcük daha.
Annesi tamam anlamında bir şeyler mırıldandı. Wilg tekrar bilgisayarının başına oturdu. Sevgili olarak deniz, örnek olarak deniz, hareket olarak deniz. Aynı şekilde akışkan olabilmek için. İnsan, hayvan, yosun, su. Öğleden sonra Başbakan, Altyapı ve Su Yönetimi Bakanını aradı.
Yeni bir haber var mı?
Rijkswaterstaat’ın bu konuyu acilen araştırmasını istedim. Ölçümler yapıldı, şimdi de analizler yapılıyor. Bilim insanları da bu konu üzerinde çalışıyor. Durumun tam olarak değerlendirilmesi birkaç hafta sürebilir. Panikten uzak durmalıyız.
İyi bir açıklamaya ihtiyacımız var.
Başbakan beklerdi. Bu dördüncü dönemiydi. Çok daha büyük zorluklarla karşı karşıya kalmıştı. Vergi daireleri ırkçı hareketlerde bulunarak bazı vatandaş gruplarını yapısal olarak dezavantajlı duruma düşürmüştü. Brabant ahırlarında büyük bir virüs salgını çıkmış, çok sayıda hayvanın yanı sıra insanlar da ölmüş, eyalet yedi ay boyunca ülkenin geri kalanından tamamen izole edilmişti. İkinci Petrol Krizi. MH17. Başbakan pragmatik tavrıyla tanınıyordu. Bu nedenle onu ahlaki bir lider olarak değil, daha ziyade bir çalışma lideri olarak adlandırıyordu bazıları. Bu konuda hiç kaygısı yoktu; tam da kendisinden bekleneni yapıyordu. Bazen ülkenin kendisi o oluyordu sanki. Yine de bu durumda yanlış bir şeyler var gibi hissediyordu. Tekinsiz bir şeyler vardı. Belki de doğa ile ilgili olduğu içindir. Doğa öngörülemezdir. Toprak tabakaları hareket ediyor, dedi bakan. Nötr. Veya küçük bir tsunami. Bir fırtına taşkını. Tsunami iyi olmazdı. Fırtına taşkını olabilirdi ama zaten ona da tsunami diyecekler. Ya da Sel Felaketi’nden bahsetmeye başlıyorlar bile. Tektonik plaka açıklamasına sadık kalacağız çünkü onları göremiyoruz ve suyun çok altındalar, bu da kulağa oldukça masum geliyor.
Ya su yükselmeye devam ederse?
O zaman ordu kum torbalarıyla harekete geçer. Ayrıca maddi tazminata ihtiyacı olan veya soruları olan kişiler için bir danışma hattı açarız. Belki Savunma Bakanlığı bu işe şimdiden başlayabilir.
