İçimizdeki Fabrikaya Davet
Moleküler biyolog ve nörobilimci Dr. Öyküm Kaplan Arabacı'nın İçimizdeki Evren kitabı, moleküler biyolojinin dünyasını berrak, neşeli, gündelik hayatımıza dokunan bir dille anlatıyor.
İnsanın bedenine yabancılaşması çağımızın en tuhaf meselelerinden. Kalbimizin attığını, midemizin kazındığını, zihnimizin dağıldığını biliyoruz ama bu durumların nasıl bir kozmik trafikle gerçekleştiğini çoğu zaman düşünmüyoruz. Oysa durmaksızın çalışan, haberleşen, bozulanı onaran, yenisini üreten, bazen de kontrolden çıkıp bütün sistemi alaşağı eden mikroskobik bir evren var içimizde, her birimiz kocaman birer fabrikayız. Dr. Öyküm Kaplan Arabacı'nın Kaplumbaa Kitap'tan çıkan İçimizdeki Evren kitabı, bu evrenin kapılarını aralayan, popüler bilim meraklıları için yazılmış okur dostu bir giriş kitabı.
Arabacı, İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü'nden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi'nde tamamlamış, doktora çalışmalarını Almanya'da Göttingen Üniversitesi ve Max Planck Enstitüsü bünyesinde beynin moleküler fizyolojisi üzerine yürütmüş bir moleküler biyolog ve nörobilimci. Koç, Sabancı ve Oslo üniversitelerindeki akademik çalışmalarının ardından laboratuvar bilgisini gündelik hayatın diline tercüme etmeye karar veriyor ve elimizdeki kitap ortaya çıkıyor. Kanser nasıl oluşur? Küçücük virüsler dünyayı nasıl değiştirebilir? Kök hücreler hasarlı dokuları nasıl onarır? Bağırsak bakterileri ruh halimizi dönüştürür mü? Her sorusuyla günümüz popüler biliminin en canlı tartışma alanlarına yeni yaklaşımlar, yeni yanıtlar sunuyor.
Arabacı, hücreyi bir "görünmez fabrika" olarak düşünmemizi öneriyor. Vücudumuzda yaklaşık 37 trilyon hücre var, her biri de durmaksızın birer işçi gibi çalışıyor. Bazıları enerji üretiyor, bazıları temizlik yapıyor, bazıları haber taşıyor. Hücrenin içinde bir yönetim ofisi, enerji santrali, kargo merkezi, geri dönüşüm tesisi var. Çekirdek yönetim merkezi, mitokondri enerji santrali, ribozom protein atölyesi, golgi aygıtı kargo şirketi, lizozom temizlik ekibi gibi anlatılıyor. Canlı benzetmeler teknik bilgiyi okurun zihninde kolaylıkla canlandırıyor. Kitabı okurken keşke ortaokul zamanlarında böyle bir kitap olsaydı dedim!
BİLİM TARİHİNDEN ÇARPICI HİKAYELER
Kitapta bilim tarihinden de çarpıcı hikayeler var. 1665'te Robert Hooke'un mantar parçasında gördüğü küçük odacıklara 'cellula', yani ufak oda adını vermesi bunlardan biri. DNA bölümünde ise hüzünlü bir bilgiye rastlıyoruz. Watson ve Crick'in 1953'te çift sarmal yapıyı açıklaması, Rosalind Franklin'in X-ışını fotoğrafı olmadan düşünülemezdi ancak Franklin'in katkısı uzun yıllar gölgede kaldı. Kitap bu unutulmuş emeği de okura tekrar hatırlatıyor.
İçimizdeki Evren'in en eğlenceli sayfaları "Biliyor muydun?" kutucukları. İnsan DNA'sının yüzde 99.9'unun ortak olduğunu, bizi biz yapan farkın yalnızca yüzde 0.1'lik kısımda saklandığını öğreniyoruz. Bir hücredeki DNA'yı açıp uç uca ekleyince iki metreden uzun oluyor. Tek bir hücrede her saniye yaklaşık 20 bin protein sentezleniyor. İnsanların genetik yapısıyla muzunki arasında yaklaşık yüzde 60'lık bir benzerlik bulunması ya da bazı insanların kişnişi genetik olarak sabun tadında algılaması, kitabın okuru yakalayacak nefis ayrıntılarından.
GENETİK KOD DEĞİŞMİYOR AMA HANGİ GENİN NE ZAMAN OKUNACAĞI DEĞİŞİYOR
Epigenetik bölümü ise günümüzün en merak edilen alanlarından birine açılıyor. DNA'yı bir kitap gibi düşünürsek, epigenetik o kitabın üzerine düşülen notlar, işaretlenen sayfalar, kapatılan paragraflar gibi. Genetik kod değişmiyor ama hangi genin ne zaman okunacağı değişiyor. Beslenme, stres, uyku, egzersiz, ilaçlar ve çevresel etkenler gibi gündelik hayat unsurlarının genlerin çalışma biçimini nasıl etkilediğini okuyoruz.
Bölüm sonlarındaki Efe Arabacı imzalı çizimler ise hücreler, virüsler, genler ve molekülleri karakterlere dönüştürüyor. İçimizdeki Evren, bilimi uzmanların dünyasından ödünç alıp okurun bedenine, mutfağına, uykusuna, hastalık korkularına, yaşlanma merakına ve gelecek tahayyülüne bağlıyor. Evrenin sandığımız kadar uzakta olmadığını, hatta tam da içimizde olduğunu bilmek ne güzel!
YAZAR ÖYKÜM KAPLAN ARABACI: "BEYNİ HÂLÂ TAM ANLAMIYLA ÇÖZEBİLMİŞ DEĞİLİZ"
"Laboratuvarda geçirdiğim yıllar boyunca beni en çok büyüleyen ve şaşırtmaya devam eden moleküler nörobilimin, yani beynin o çözülmesi en zor olan gizemli dünyası oldu. Bugün evrenin uzak köşelerini, galaksileri haritalandırabiliyoruz ama beyni hâlâ tam anlamıyla çözebilmiş değiliz.
Beynin bir diğer eşsiz özelliği de disiplinler arası mühendislikle çalışması. Düşünün ki karşınızda hem biyolojik hem kimyasal hem de elektriksel, yani fiziksel kurallarla çalışan bir yapı var. Bir yanda sinir hücrelerinin birbirine elektrik hızında sinyaller göndermesi, diğer yanda o sinyallerin mikroskobik boşluklarda kimyasal nörotransmitterlere, oradan da duygularımıza, hafızamıza ve kararlarımıza dönüşmesi… Tüm bu farklı katmanların milisaniyeler içinde bir araya gelmesi benim için bu dünyadaki en büyüleyici tasarım. Her gün laboratuvarda milyarlarca hücrenin birbiriyle olan o kusursuz haberleşmesini, beynimizdeki sinir ağlarının milisaniyeler içinde nasıl yeni proteinler sentezleyip anılarımızı somutlaştırdığını izlerken içimde hep aynı his vardı: Bu sadece laboratuvarda kalmamalı, bunu herkes bilmeli."
İçimizdeki Evren / Öyküm Kaplan Arabacı / Kaplumbaa Kitap / Araştırma / 106 s.
